Follow us: Subscribe via RSS Feed Connect on YouTube Connect on YouTube
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.07.2017

Dümensiz gemi

0 yorum
Yazılarınızı nasıl yazarsınız? Önce başlık koyarak mı başlarsınız, yoksa yazınız bittikten sonra mı başlık koyarsınız? Bence başlık konulmadan başlanan bir yazı sonu nereye gideceği belli olmayan bir yola çıkmak gibidir. Yani dümensiz gemiye benzer, başlanan bir yazı akar da akar ama daldan dala konar gider.


Siz hiç dümensiz bir araç gördünüz mü? En ilkel taşıtta bile bir dümen veya nereye gideceğini tayin eden bir basit mekanizma vardır. Bakın son model uzay araçlarında bile bir dümen yok mu? İşte benim savunmam bu. Her yazının başlığı önceden tayin edilip, konu bu başlık altında dönmelidir.

Bu konuyu neden ele aldığıma gelince, tarihin birinde bu konu hakkında bir yerde bir yazı okumuştum; ' Yazı bittikten sonra başlık koyun' diye yazıyordu..! Başka tüm yazılarda da şu şekilde konu değerlendirilmiş.
Bir yazıya verilen ada başlık denir. “Kitabın adı, bölümün adı, konunun adı, paragrafın adı...” birer başlıktır. Başlık, bir yazının neyi anlattığını, ya da bu yazının yazılma gerekçesini sezdirecek bir özellik gösterir. Kısaca konuyu tanıtan, ana düşünceyi birkaç sözcükle yansıtan sözdür.
Sonuç olarak önce başlık atınız ve rotanızı takip ediniz, dümensiz gemi her zaman yolunda kaybolmaya mahkumdur..! Yazarlife / 2017
Daha fazlası >>

21.03.2017

Sosyal Yalnızlık

0 yorum
Sosyal yalnızlık gibi bir hastalık var. Biz kabul etsek de etmesek de. Gün içinde ne kadar işimizde olsak da mutlaka iki dakikalığına da olsa telefonumuzu veya bilgisayarda sosyal alemi bir turlayıp çıkarız. İşte ki ortamdan uzaklaşmak diye bir şey varsa ya bunu dışarı çıkıp sigara içmek yada sosyal hesaplarımızı gezmekle geçiririz.

Bende sosyal alemi iyi kullanan biri olarak gün içinde çoğu zaman telefonun mobil internetini kapamak da buluyorum çareyi. Yoksa veba mikrobu insanın her yerini kaplayan bu hastalık ne kadar da olsa bizi bir sosyal yalnızlığa itiyor. Konuştuğum kişilerin çoğu hastalık lafını kendilerine yakıştırmamak da direnmekte ama ben buna inanmıyorum. Herkesin bir savunma tarzı var bu yaklaşıma; kimisi ben sadece Facebook kullanıyorum ne olacak ki ondan, bütün sosyal hesaplara üye değilim ki deyip kendini temize çıkarma çabaları görülmeye değer bence.

Peki tek hesaba sahip olan neyin yalnızlığını çekerken orada da tüm sosyal uygulamaları bir bir deneyip ben kendimi kaptırmam asosyal değilim ki ben demesi de güzel. Sonuçta biz buralarda zaman harcarken dışarıda akıp giden hayattan ne haber? En son bir arkadaşınızla ne zaman bir kahve içtiniz? Veya bir dostunuzla oturup şöyle güzel bir masada oturup sohbetin dibine vurup dertlenip ah çektiniz? Zannederim ben zaten bunları yapıyorum ki derken bile iki lafın arası telefonlar ele alınıp yanınızdakine ayıp olmasın diye hızlıca şöyle bir göz gezdirilip bırakıldı.


Hafta sonları güzel bir piknik havasında yakılan mangalların resmi çekilip İnstagrama atılırken, bakalım kaç like olmuş deyip telefonlar alınıp gezilir. Yanında bulunan insanların sohbetleri insanı tatmin etmezken orada alınan beğeniler ruhumuzu okşaması bence bizi daha çok cezb ediyor. Sizin paylaşımınıza yapılan beğeni ve yorumlar mutlu olmanızı sağlarken; sokakta, iş yerinde veya bir kafe de hiç tanımadığınız bir insan size gelip merhaba dese, bin tane aklınızdan kötü olay geçerken, burada tanımadığınız bir insan size aynı şeyi söylediğinde cevap verme eğilimi sizi dürtmesi normal mi?


Bazı konuştuğum kişiler aynen şöyle savunmada bulunmak da bu olaya; 'Ne olacak kibarca merhaba dedi' eyvallah da aynı olaya niye başka yerde olunca kim bu sapık diye yorum getirip millete kötüsün damgasını vuruyorsun?

Daha önce yapılan bir araştırma sonucu, küçük bir sosyal grup üyesi olan bireyin ya da hiçbir sosyal grubu olmayanların, kalp hastalığı riskine daha yatkın olduğuna dair deliller ortaya koymuş. Son çalışmada, bu delillerden yola çıkılarak, denekler izlenmiş.
Bizde yalnız kalmaktan değil, sosyal alemin içinde olma çabamızdan dolayı, telefonların yaydığı radyasyon riski yüzünden zannedersem hastalığa yakalanacağız. İçsel bir dürtü olan yalnızlık kavramı; kişilerin kaderi değil tercihleri sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Sonuçta ne olursa olsun yalnızız dostlarım. Saygılarımla :) Yazarlife / 21.03.2017


Daha fazlası >>

20.06.2016

Dünyayı Bugünde Sevmek

0 yorum
Bugünkü yazımın başlığı 'Dünyayı Bugünde Sevmek'. Bugün konu belirlemedim açıkçası. Çalakalem derler ya öyle bir yazı olacak sanırım. Bir de güzel bir fotoğraf seçtim mi tamamdır. Onu da kendi çektiğim resimlerden seçerim herhalde. Çoğunlukla ücretsiz resimleri kullanmayı tercih ediyorum. Hem telif hakkı yok hem de sitenize indirdikçe fotoğrafın sahibine para kazandırmış oluyorsunuz. Benimde işimi gördüğüne göre bu iş, bence mahsuru yok..!


Bu resmi geçen ay Bandırma'nın '27. Uluslararası Kuş Cenneti Kültür ve Turizm Festivali' kutlamaları haftasında, Cumhuriyet Meydanı'ında çekmiştim. Bu yazıma da uyar. Çünkü konumuz Dünyayı bugünde sevmek ise derdi kederi bir kenara bırakıp hayattan zevk almaya bakmak gerekmez mi? Festival epey kalabalık bir katılımla geçti. Her gece resimde görülen alanda bir çok konser verildi. Burcu Güneş'le başlayan festivalde, diğer günler Gripin ve Gökhan Tepe sahne aldı. Kapalı bir alanda Can Dündar ve Erdem Gül söyleşi yaparak kitap severlerin kitaplarını imzalıyacaktı fakat Can Dündar katılamadı. Pelin Batu’nun, müzisyen Haluk Çetin’in gitarı eşliğinde okuduğu şiirleriyle seyirciyle buluştu. Halk ve Öğrenciler çeşitli etkinliklerle eğlendiler. Bu kalabalık sayesinde esnaf da bu sayede epey iş yaptı. Kentte olduğundan fazla  hareketlilik yaşandı.


Sanatçıların sergiledikleri bu sahne görülmeye değerdi. Alanın başka yerlerinde daha farklı sahnelerde vardı. Tabi bu şekilde durmak o kadar zor olduğu seyrederken bile size yansıyor.


Diğer taraflarda Banvit fabrikasının ücretsiz dağıttığı ve her yıl düzenlediği uçurtma şenliği vardı.Sadece çocuklar değil velilerde uçurmuş oldu zira bu işte uzman olmayan çocuklar anne ve babalarından veya başka birilerinden aldıkları yardımlarla uçurtmalarını uçurdular.


Evet çalakalem başladığım yazımda rota beni festivali özetlemeye götürdü. Sonuç olarak Dünyayı bugünde sevmeyi deneyin. Yarın çok geç olabilir. Ne olursa olsun hayattan zevk almak için birazda çaba..! (Yazarlife) 2016
Daha fazlası >>

17.05.2016

Sigarayı bıraktıktan sonra yaşam

0 yorum
Sigarayı bıraktıktan sonra yaşam size daha güzel gelecektir.Bunu yakın zamanda bire bir yaşamış bir insan olarak size tavsiye ederim. Hiç ben bırakamam o benim en iyi arkadaşım, sırdaşım, yalnız
zamanlarımın en iyi dostu falan deyip de kendinizi kandırmayın. Zira sadece kendinizi kandırırsınız, başkasına bir şey olmaz. Bu dünyada herkes kendi vücudundan mesulse, ona iyi bakmakla yükümlüyüz.

Sigarayı bıraktıktan sonra
Bence sigarayı bırakmak istemekten en zoru karar verme aşamasıdır. Karar vermek yolun yarısı.Senelerce sigara içen yakınlarım var ve bırakma sebepleri başlarına ummadık zamanda bir hastalığın gelmesi. Bende bir gün yüksek tansiyonla hastanenin acil servisine gidince başıma gelen bu küçük gibi görünen olayın aslında sigaranın vücuduma yaptığı zararların bir sonucu olduğu ortaya çıktı ve o günden itibaren oturup ciddi bir şekilde bırakmayı düşündüm. Hastaneden iki saat sonra taburcu olduktan sonra ilk işim cebimdeki sigara paketini çöp kutusuna atıp vedalaşmak oldu.Ha canım istemiyor mu? Tabi ki de bir alışkanlık olduğu için insanda bir boşluk oluyor ama burada irade devreye giriyor.

Sadece sigarayı bırakmakla kalmadım madem ben bu işe başladım dedim fazla olan kilolardan da kurtulmak gerek değil mi? Bir de kendime diyet uygulamaya başladım.Diyet deyince hemen korkan bazı insanlar vardır. Korkmayın öyle acımasızca davranmıyorum kendime.
Önce yemek porsiyonlarını azaltmakla işe başladım. Aynı zamanda yemek yanında ekmek yeme olayına son verdim.Şu anda hem tansiyonum normal seviyesine döndü,hem de kilolardan kurtulma olayını başarmaktayım.

Artık devletimiz bu işin üzerine titizlikle gitmekte, neredeyse sigarayla savaş halinde. Hastanelerin bir bölümlerinde bu iş için ayrılmış bölümler bulunmakta. Devletin açmış olduğu (ALO 171) sigara bırakma danışma hattı da yardım veya konuyla ilgili bilgi almak isteyen vatandaşlarımıza hizmet vermekte. Sağlıklı bir yaşam için bence sigarayı bırakın veya en azından yapmayı deneyin.Geç kalmış sayılmazsınız. Yaşamak ve sağlıklı yaşamak her şeyden önemlidir.

Sigarayı Bırakmanın Faydaları

  • 20 dakika sonra, kan basıncı ve nabız normale döner, el ve ayak dolaşımı düzelir.
  • 8 saat sonra, kan oksijen düzeyi normale döner, kalp krizi geçirme riski azalır.
  • 24 saat sonra, vücut karbonmonoksitten arınır.
  • 48 saat sonra, kandaki nikotin düzeyi azalır, tat ve koku duyusu artar, peptik ülserli hastaların tedaviye verdikleri cevap artar.
  • 72 saat sonra, hava yollarının gevşemesi sonucu nefes alıp verme rahatlar, solunum yolları fonksiyon görmeye başladığı için sekresyon miktarı artar, hava yolları kendi kendini temizlemeye çalışır. Enerji düzeyi artar.
  • 2-12 hafta sonra, tüm vücuttaki dolaşım düzelir, solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riski azalır, yürürken yorulma ve tıkanma daha az görülür.
  • 3-9 ay sonra, öksürük, kısa aralıklarla nefes alıp verme ve wheezing yani hırıltılı ya da ıslık sesli soluk alıp verme gibi solunum yolu problemleri düzelir, akciğer fonksiyonları yüzde 5-10 oranında artar.
  • 12 ay sonra, koroner kalp hastalığı riski yarı yarıya azalır.
  • 12-36 ay sonra, mesane kanseri riski yüzde 50 azalır.
  • 5 yıl sonra, kalp krizi geçirme riski, yemek borusu ve ağız boşluğu kanserleri riski yüzde 50 azalır.
  • 10-15 yıl sonra, kalp krizi geçirme riski hiç içmeyenlerle aynı seviyeye iner, akciğer kanseri riski sigara içenlere göre yüzde 50 azalır.(Bu Kısım Alıntıdır)

Etiketler:  sigara,sigarayı bıraktıktan sonra,sigarayı bırakmak,sigara bırakma hattı,alo 171
Daha fazlası >>

12.05.2016

Dilendirilen çocuklar

7 yorum
Dilenci
Dilendirilen çocuklar.Bu konu ben de çok eski bir konudur ve yazmak hiç istemedim ta ki bugüne kadar.Peki bugün ne oldu da yazma ihtiyacı duydum? Size sadece yaşadığım şehirden,İstanbul'dan bazı anektodlar anlatacağım.

Her gün işim gereği yollardayım.Sürekli karşılaştığım manzara aynı,dilendirilen çocuklar,kadınlar.Bunlar bu son zamanlarda o kadar çoğaldı ki bir de üzerine Suriye'li insanlar eklenince epey çok dilenci sınıfımız oldu.

Bakın sizden isteğim konuyu farklı yönlere çekmemeniz.Biz toplum olarak yardım etmeyi ve yardımlaşmayı seven bir milletiz.Burada anlatmak isteğim konu zorla dilendirilen insanlar.İhtiyacı olup da dilenen masum insanlar değil.İki olay birbirinden çok farklı çünkü.
çocuk

Buraya koyduğum resimler görsellerden alınmadır.Benim bugün kendi çektiğim resimleri burada paylaşmayacağım zira durum daha vahim.

Bir kız çocuğu var.Küçüktü Yenikapı iskelede yerde bir karton parçası üzerinde tek başına oturur ve önüne bir bez parçası açarak dilenirdi.(Di) li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü o kız büyüdü zannedersem on dört yaşlarına geldi ve aynı yerde aynı şekilde dilencilik yapıyor.Derslerini bile orada çalıştığını bilirim.Yolculuklarım sırasında mecburen iskeleye gitmek için önünden geçmek zorunda kalırdım.Sizin de yolunuz buradan geçtiyse sizinde mutlaka gözleriniz takılır ve "Bu nasıl bir iştir" diyerek yanından geçersiniz.

Para vermek iyi midir? Yoksa biz bu insanlara iyilik yapayım derken kötülük mü yaparız?

Bu iki soru hep zihnimi kurcalar benim.Artık ihtiyacı olanla,zorla dilendirilip topladığı paralar ellerinden alınan zavallı insanları ayırmak gerçekten güç!..

Arkadaşla dün taksim metro çıkışındayız. Artık son merdivenler.Sekiz on kızlı erkekli çocuk dileniyorlar.Birinden kurtulsan diğeri yolunuzu kesiyor.Biraz daha ileride İstiklal caddesine girdik burası daha beter her milletten dilencimiz olmuş.Bu yabancı dilenen ve sefillik derecesinde yaşayan insanlar Hatay'da kamplarda olması gerekirken binlerce kilometre uzakta İstanbul'un göbeğinde ne arıyorlar? Bu soru aslında benim bir sonra ki yazım olacak haliyle.

Bu gün Sarıyer'de iş arası mola verelim dedik ve bir kafeye oturduk.Birer çay içip yorgunluk atalım durumları yani.Önce masamıza bir yardım kuruluşundan iyi giyimli bayanın biri geldi.Anlatmaya başladı ve makbuz karşılığı yardım isteğinde bulundu.Kibarca onu gönderdik,diğer masaları ziyaret edip gitti.Ardından dört çocuk gelip para istediler onları da işletmeci dışarı çıkardı.

Bakın bunlar buz dağının görünen yüzü.Nedir o? Buz dağının bir kısmı su üstünde gözükür ve siz sadece onu görürsünüz.Suyun altında üç dört misli daha büyüklükte bir kütlesi vardır.İşte bu dilenen kadın ve çocukların topladığı paraları bazı adamların akşam üstüne doğru gelip ellerinden aldıklarını biliyor musunuz?

İşte bu konuda devletimizin  kanunları gereği sadece bu insanlara 5326 Kabahatler Kanunu'un 32.maddesi gereğince idari para cezası uygulanıyor.Çok üstüne gidilirse bu çocuklar valilik tarafından aileden alınmakla ihtarda bulunularak çözülmeye çalışılıyor.Bu şekilde neyin çözümü olabilir ki? Haklıyla haksızın karıştığı bir ortamda kimin ihtiyacı var? Verdiğiniz para, ihtiyacı olmayanın cebine mi girer belli değil? Selamlarımla!.. ( yazaroyunu )


Daha fazlası >>

16.03.2016

Sevgisiz insanlar mutsuz toplumlar yaratır

0 yorum
Sevgisiz insanlar mutsuz toplumlar yaratır..!
İçinde sevgi bulunmayan insandan korkun.Bu tip insanlar nefret tohumlarının yetiştiği seralar gibidir.
Suya bir taş attığınızda oluşan halkaları hiç izlediniz mi? Önce küçük, sonra büyük halkalar olarak uzar gider.
Bu tip insanlar başta her konuda kendilerini zehirlemeye başlarlar. Daha sonra irtibat kurduğu,gezip tozduğu kişileri. Kişiler çoğaldıkça saadet zinciri gibi hepsi diğer insanları. Halkalar böyle çoğalır gider ve toplumun çoğu kesimini etkisi altına alır.
Sonuçta mutsuz,sevgisiz,vicdansız vs.vs.İnsanlar topluluğu çevrenizi sarar.Bu tip insanlar her türlü vahşiliği yapmaktan çekinmez birer suç makinesi gibidirler.
İşte ailenin önemi burada başlıyor. Kitaplarda çekirdek aile denilen yani anne,baba ve çocuklardan oluşan kesim.Ailenin tanımını bize öğreten bu kelimelerdir.
Çocuklara sevgi aile içinde büyürken aşılanmalı ki ileride iyi birer birey olarak toplumda yerlerini almalı.Sevgisiz insanlar mutsuz toplumlar yaratır..! Yazartlife
Daha fazlası >>

31.12.2015

Hayvana hayvan dedik de insana can oldu çoğu

0 yorum
Hayvana hayvan dedik de insana can oldu çoğu,insana insan dedik de neden hayvanlaştı çoğu..! 

Gün geldi ses oldu,gün geldi can oldu,gün geldi yoldaş oldu hayvanlar insana.Aynı sadakati yakalayamadı bir çok insan toplumda. Zaman değiştiremedi binlerce yıldır hayvanların karakterini oysa bozulan insan oldu yıllar sonra dünyada ki hayatta.

Dünyayı o kadar kirlettik ki bırak hayvanların doğal hayatında yaşamasını biz insanların bile gidecek yeri kalmadı artık. Bozulan dengelerde kentlerde ki hayvanları bırak doğal ortamlarında yaşayan varlıklar bile yiyecek bulamaz, barınamaz oldu.

İnsanın doğayı katli sürüyor. Bu akıl almaz kıyım nereye kadar gider bilinmez? Rant kavgaları, çıkar çatışmaları, savaşlar vb... Gibi barbarca hareketlerin insanoğlunun kendi neslinin de sonunu hazırlamakta.

Kışın yiyecek yemek,  yazın içecek su bulamayan hayvanların durumu vahim iken,bunlara dövülerek veya acımasız insanlar tarafından zehirlenmeleri de eklendi mi kim zalim kim masum çıkıyor ortaya.

Lütfen duyarlı toplum imajı reklam panolarında ve TV kamu spotlarında kalmasın.Hayvanları seven duyarlı insanların az olduğu toplumda onların bin bir çaba ile hazırladıkları su ve yemek kaplarını çalmayın ve tekmelemeyin.

Kendi dünyamızı mahvetmeye son sürat giderken o savunmasız ve derdini bizlere anlatamayan,ismi lügat ta hayvan olan ama yeri geldiğinde bizden daha insanca cefakar olan can dostlarımızı yalnızlığa ve açlığa mahkum etmeyelim..! Yazarlife 2015
Daha fazlası >>

26.12.2015

Sorun Anla(şıl)mamak Değil Yanlış Anla(şıl)mak

0 yorum
Sorun Anla(şıl)mamak Değil Yanlış Anla(şıl)mak.Yanlış Anlaşıldım Hissi!Anlayan olmaması mı anlaşılmamak sizi yorar?

Biriyle veya bulunduğunuz ortamdaki kişilerle iyi geçinmek iyi de bu her zaman olmayabiliyor işte.Başkalarının çıkarları sizinkilerle çakıştığında sizi mutsuz ve sinirlendirecek ortamlar oluşuveriyor bazen.

Böylesi anlarda kendinizi karşınızda ki kişinin yerine koyup, ona hak vermiş ve özür dilemiş olsanız da karşınızdaki kişi fikrini değiştirmez ve direnir.Sizin karakter ve davranışlarınıza uymayan hal ve tavır içine girer.İşte benim en sinir olduğum durumlardan biri de budur.

Yanlış anlaşılanın özür dilemesi ve geriye dönerek bu uğurda çabalaması ne kadar önemliyse, yanlış anlayanın da geriye bir kez dönüp bakması bir şans daha vermesi o kadar önemlidir.Yanınızdaki arkadaşlarınız ve aileniz size ne kadar destek olsa da aslında herkesin kendi dünyasında yaşadığını fark etmeniz çok sürmez!

Yanınızdakiler sadece seni anlıyorum demekle yetinir.Gerçekte kimsenin bir şeyden anladığı yoktur.'Siz ne kadar acı çekerseniz sizi sevenlerde o derece sizin durumunuzdan dolayı acı çeker' lafı herkes için geçerli değildir.

Yanlış anlaşıldım hissi,bu olaylardan sonra yerini nefrete bırakır.O kişiye olan sempati ve iyi niyet bitmeye yüz tutar eğer mutlu olmak istiyorsanız böyle insanları ya hayatınızdan çıkarın yada bunu yapamıyorsanız ilginizi azaltarak minimum seviyeye çekin..! Selamlarımla - #Yazarlife / 2015

Daha fazlası >>

22.09.2014

Bizim çocukluğumuzda!...

0 yorum
Bizim çocukluğumuzda!... Okula yayan giderdik her mahalleden çocuklar yol boyunca yürür okula varmak için yarışırdık.Okulda sıraya giren siyah önlüklü çocukların arasına karışır hepimiz bir olurduk. 

Bizim çocukluğumuzda. Okulda simit yarım da satılırdı,parası olamayanlar yarım simit alırdı.Ben hep parası olmayanlardandım.Bir simitle sade gazoz nasıl gider bilmezdim.Hala daha bilmem.Bizim çocukluğumuzda, okul çıkışı annelerimiz bizi almaya gelmezdi ama biz mutluyduk.Okul çıkışları coşkulu olurdu bizim.Koşa koşa eve giderdik,sadece üstümüzü değişip sokağa çıkmak için.


Bizim çocukluğumuzda,sokaklarda farklıydı.İyi hatırladığım anılarımdan şöyle bir harmanlarsam size anlatayım.Sokaklar bizimdi.Herkes birbirini tanır,konuşmasa bile kim olduğunu bilirdi.Bizim çocukluğumuzda,misketlerimiz vardı uğruna kavgalar edip savaşlar verdiğimiz.

Hava soğuk bildiğiniz lapa lapa kar yağıyor.Biz üç kişi misket oynuyoruz bir toprak birikintisinde.Mücadele çetin ve rakipler acımasız karnım acıkmış öte bile geçmiş ama oynayıp rakipleri alt etmek lazım.Oyun ara verir ve evlere sesleniriz karnımız acıktı,gelen ses 'Çabuk eve gel baban gelecek şimdi' ama dinleyen kim? Bir dilim ekmek üstüne ayçiçek yağ dökülür,üstüne toz kırmızı biber işte bizim en çok sevdiğimiz ve bunun ekürisi salçalı ekmektir.

Bizim çocukluğumuzda,kar yağdığında evden tahta sandalyeleri aşırırız.Neden mi? Kızak yapmak için.Ters yatırdın mı çok güzel son model kızak olur da ondan.Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi lunaparka gitmezdik.Mahallemizdeki bisiklet kiralayanlarda harcardık paramızı.

Faytonlar gelirdi paralı ama bizim paramız hiç yetmedi o faytonlara binmeye.Faytonlara binen kızlı erkekli çocuklar bize hava yaparlardı geçerken.Bizim çocukluğumuzda, sokağımıza macuncu gelirdi.Nedir macuncu, şekerle karışık rengarenk sopaya sarılan tatlı.

Bizim çocukluğumuzda,saklambaç oynardık.Saklandık mı ara ki bulasın.Bizim çocukluğumuz bir başkaydı derimde belkide şimdiki çocukların çocuklukları daha güzeldir nereden bileceğiz? Bizim çocukluğumuzda her şey daha farklıydı.Belki de daha güzeldi.Hiç bilemeyeceğiz bizim çocukluğumuzda olanları...

yazan: murat marti
Daha fazlası >>
 
yazaroyunu © Copyright 2012. All Rights Reserved.
Created by: George Robinson Published..Blogger Templates.
Proudly powered by Blogger.
imagem-logoBack to TOP